LinkedIn’de içerik üretmek, her gün “ne yazacağım” sorusuna takılıp kalınca zorlaşıyor. Oysa siz bir formül setiyle ilerlediğinizde, içerik üretimi duygudan çıkıp sisteme girer. Sistem kurulduğunda LinkedIn, rastgele paylaşımların değil, düzenli görünürlüğün ve güven inşasının alanı olur. Burada amaç sadece etkileşim almak değil, sizi doğru kişilere doğru şekilde tanıtan bir dil kurmaktır.
LinkedIn’de iyi içerik, çoğu zaman “büyük iddialar” değil “net çıkarımlar” taşır. Siz yaşadığınız bir deneyimi, öğrendiğiniz bir dersi ya da gördüğünüz bir hatayı kısa bir çerçeveye oturttuğunuzda insanlar sizi dinler. Çünkü LinkedIn’de insanlar eğlenmekten çok düşünmek ister. Siz düşündüren bir cümle kurduğunuzda, içerik kendiliğinden değer kazanır. Değer kazanan içerik de kaydedilir, paylaşılır, konuşulur.
Birinci format, deneyimden ders çıkarma formatıdır. Siz bir olay anlatırsınız, olayın içinde yaşadığınız sıkışmayı söylersiniz, sonra bu sıkışmadan hangi dersi aldığınızı netleştirirsiniz. Bu formatın gücü, gerçek olmasıdır. İnsanlar yapay başarı hikayelerinden çok, gerçek süreci sever. Siz “şunu denedim, şurada zorlandım, şunu değiştirdim, sonuç şu oldu” dediğinizde, karşı taraf hem sizi insan olarak görür hem de sizden öğrenir. Öğreten içerik, güven üretir.
İkinci format, yanlış bilinenler ve hatalar formatıdır. Siz “çoğu kişi böyle yapıyor ama burada sorun var” dediğinizde dikkat hemen yükselir. Çünkü insanlar hatadan kaçmak ister. Bu format, özellikle danışmanlık, eğitim ve hizmet alanlarında çok güçlü çalışır. Siz hatayı anlattıktan sonra doğru yaklaşımı gösterirsiniz ve okuyucuya “bunu bugün düzeltirim” hissi verirsiniz. Bugün düzeltilebilir içerikler, en çok kaydedilen içeriklerdir.
Üçüncü format, küçük bir çerçeve ve yöntem formatıdır. Siz bir konuyu “3 adım, 2 soru, 1 kontrol” gibi küçük bir yapıya oturttuğunuzda, içerik kolay tüketilir. LinkedIn’de insanlar uzun yazıları da okur ama okumaları için metnin onlara bir yol göstermesi gerekir. Siz çerçeve verdiğinizde, okur metni daha rahat taşır. Rahat taşınan metin, daha çok kişiye ulaşır. Bu formatın güzelliği, aynı çerçeveyi farklı konulara uygulayabilmenizdir.
Dördüncü format, örnek ve mini vaka formatıdır. Siz bir problemi sadece tanımladığınızda bilgi verirsiniz, ama bir örnekle anlattığınızda zihin “tamam, şimdi anladım” der. Bu format, karar vermeyi kolaylaştırdığı için çok değerlidir. Siz bir işletmenin yaşadığı sorunu, hangi adımları attığını ve sonucun ne olduğunu kısa bir akışla anlatırsanız, okuyucu kendi işine uyarlamaya başlar. Uyarlama başladığında içerik sadece okunmaz; işe yarar hale gelir.
Beşinci format, soru üzerinden düşünce açma formatıdır. LinkedIn’de bazen en iyi içerik, en iyi cevaptan değil, en iyi sorudan doğar. Siz doğru soruyu sorduğunuzda insanlar yorumlarda düşünmeye başlar, tartışma oluşur ve içerik organik olarak büyür. Burada önemli olan, sorunun genel değil, sahici olmasıdır. “Sizce başarı nedir?” gibi geniş sorular yerine, “Bu durumda siz hangi kararı verirdiniz?” gibi somut sorular daha iyi çalışır. Somut soru, somut yanıt doğurur.
Bu beş formatın ortak noktası şudur: Siz her paylaşımda tek bir mesaj taşırsınız. LinkedIn’de içerik dağılırsa, etki de dağılır. Siz mesajı tek cümleye indirip sonra metni o cümlenin etrafında ördüğünüzde, yazınız daha güçlü olur. Ayrıca kapanışta okura bir adım verdiğinizde, içerik “güzel bir yazı” olmaktan çıkıp “hareket üreten bir içerik” olur. Bu adım bazen bir soru olur, bazen “şu yazıyı da okuyun” olur, bazen de “eğitime göz atın” olur.
LinkedIn’i büyüten şey, bir haftalık parlamalar değil, bir aylık tutarlılıktır. Siz haftada iki üç gün, bu beş formatı dönüşümlü kullandığınızda hem farklı kitlelere dokunursunuz hem de kendinizi tekrar etmeden tekrar edersiniz. Tekrar, LinkedIn’de sıkıcılık değildir; uzmanlık sinyalidir. İnsanlar sizi aynı konularda tutarlı gördükçe, sizi o konunun adı gibi hatırlamaya başlar.